BİR KEDİ OLARAK BAŞIMDAN ASLA GEÇMEYECEK AMA HEPSİ MÜMKÜN OLAN OLAYLAR
Uzun zamandır, şöyle uzun bir zamandır, bir sitenin bahçesinde yaşamaktayım. Bana kedi diyorlar ama bunu çok da anlamış değilim. Aslında ben gün boyu, uyuyan, karnı acıkınca yemek yiyen, keyfine göre gezen bir canlıyım. En sevdiğim vakitler güneş altında yatmak. Apartmanın bir delisi var bana Fındık adını koydu. Beni her gördüğünde boynumdan tutup seviyor, yetmiyor mıncıklıyor, iyice bıktım. En sevdiğim hobim apartmandan çıkanlara şöyle bir göz atmak. Bir de bahçede düzenli gezinti yapmayı seviyorum. Çok sık kıyafet değiştirmem, kirlenince kendimi yalarım. Patilerim var ama çok kullanmam, biraz üşengecim, beni çok sinirlendirdiklerinde biraz tırnaklarımı çıkarmaya çalışıyorum. Apartmanın önünden yol geçiyor, orada benim gibi bir sürü arkadaş var, bazen onlarla takılıyorum ama genel olarak hepsi sıkıcı çünkü gün boyu yatmak daha güzel. Dün imam diye biriyle karşılaştım, bana Müslüman olup olmadığımı sordu, sanırım kediyim dedim. İstediğim zaman camiye gelebileceğimi söyledi. Apartmanın bahçesi daha güzel dedim. Sen asi bir kedi misin dedi, hayır sadece tembel bir kediyim dedim. İslam dini hakkında bir şeyler bilip bilmediğimi sordu, miyavladım. Sonra bana biraz dinden bahsetti, ben de o sırada patilerimi yaladım. Sonra ayrıldık. Ben bahçeye geldim, uykuya daldım. Rüyamda Afrika’ya gitmiştim, kocaman bir aslanla karşılaştım. Aslan bana saldırmak istedi, ben de bacaklarının arasından sıvışıp kaçtım. Uyandığımda, bahçede olduğumu anlayınca aşırı mutlu oldum, hareketli hayat asla bana göre değil. Sonra bir çocuk geldi, beni sevmeye başladı, ben sanırım çocukları seviyorum ama benim tüylerimi neden o kadar çok seviyorlar henüz çözemedim. Çocukların da biraz bize benzediklerini düşünüyorum. Tembel, geveze ve uykucu. Çocuklar iyi. Şu apartmanın delisi akşam sabah beni her gördüğünde, seviyor, fazla sıkıldım ama bir yandan da alıştım ona beni apartmana alıyor gizliden ama yine de o kadar sevmese iyi olur, tüylerim yıpranıyor. Dün ekmek büfesine gittim, ekmek almayacağım ama fiyatını merak ettim dedim, 1.500 dedi, fakirler için gayet uygunmuş ben zaten ekmek yemem dedim. Sana süt vereyim dedi, şimdi lıkır lıkır, boğazım yorulur dedim, reddettim. Bazen çok uyumaktan canım sıkılıyor, kuyruğumla oynuyorum. Kuyruğum hakkında söylentiler var; güya bizim en sevdiğimiz oyun kuyruğumuzla oynamakmış, bu kanıtlanabilir bir iddia değil. Çünkü kuyruğum benim bir parçam, tam olarak ne yapmam gerektiğine ben karar vermek istiyorum. Evet onunla oynuyorum ama tamamen can sıkıntısından. Sonra bazen çocuklar kuyruğumu tutup çekiyorlar, ne kadar incitici. Kendinizi benim yerime koyun, kuyruğunuz oyuncak sanılıyor. Bu beni çok üzüyor. Böyle durumlarda ağladığım bile oluyor ama öyle çok değil zaten çok ağlamaya da üşenirim. Başka sıkıldığım zamanlar yapmaktan en fazla keyif aldığım aktivite yürüyüşe çıkmak. Ama çok yürüyünce de batilerim ağrıyor. Geçen gün markete gittim, marketin bir kedisi var, adı Feridun. Feridun’la flörtleşiyoruz. Feridun da hımbılın teki ama benim kadar tembel mi tam bilmiyorum. Benimle birlikte yola çıkıyor, kuyruk kuyruğa geziyoruz. Ben arada miyav diyerek ona kur yapıyorum. O da karşılık veriyor. Feridun’la şimdilik iyi anlaşıyoruz ama ben onunla sevgili olmak istemiyorum çünkü her gün marketin oraya kadar yürüyemem. Ben tüm vaktimi bahçede geçirmekten hoşlanıyorum. Bazen ağaçlara kuşlar konuyor, onları çok yakalamak istiyorum. Uzun uzun bakıyorum, yakalayacak hamleler geliştiriyorum ama ağaçlara çıkmaya üşeniyorum. Sadece o kuşu yakaladığımı hayal ediyorum, bu da beni bir müddet mutlu ediyor. Sonra bana sürekli hazır mamalar veriyorlar, acaba içine ne koyuyorlar, vitamin değerleri yüksek gıdalar mı, tam bilmiyorum. Bu durum sadece şu açıdan hoşuma gidiyor, sokaktaki arkadaşlarım çöpten yemek yiyor, ben hazır mama, sanırım bir sınıfım var ama genel adı tembellik olabilir. Biraz daha kendimden bahsetmek istiyorum; oldukça güzelim, gözlerim ziyadesiyle ilgi çekici, burnum da, tüylerim pamuksu, genellikle yağmurda yıkanırım, arada da kendi duşumu kendim alırım, güzelce tüylerimi yalarım. Bacaklarımdaki tüyler beyaz, sırtıma doğru biraz demir rengi, karın bölgemde de beyaz tüyler var. Sokaktaki arkadaşlarıma göre daha şişkoyum, düzenli spor yapmadığım için olabilir. Adımlarımı geniş ya da büyük atmaktan hiç hoşlanmıyorum, kaslarım ağrıyor. Hayatımda bir kere diğer arkadaşlarıma özendim ağaca çıktım. Sonra olanlar oldu. Ağaçtan düştüm, bacağım kırıldı. Beni veterinere götürdüler, hayvan doktoru diyorlar ama ben bize hayvan denmesine de çok üzülüyorum, kedi olarak ayrı bir tür olduğumuzu düşünüyorum. Sonra iğne yaptılar bana, biraz acıdı ama en zevkli yanı bir ay sürekli yattım. Hayatımın en güzel dönemiydi diyebilirim, bütün yemekler önüme geldi ve sadece bir sepetin içinde uyudum. İyileştin dediler, beni apartmanın bahçesine geri bıraktılar. Yerime başka bir kedi gelmemiş, çok sevindim bu olaya. Çünkü o apartmanın en nadide kedisi benim. Diğerleri geldiğinde de hemen kovuyorum, o kocaman bahçede yalnız başıma dolanmak istiyorum, bir de gelen sevgileri kabul etmek istiyorum. Bunları diğer kedilerle paylaşamam. Kıskanç değilim, sadece kendi krallığıma düşkünüm. En sevdiğim hobim, apartmana girmek ve kapı önlerine koydukları şeyleri karıştırıp, yırtıp atmak. Bunları yaparken yakalanmak hoşuma gitmiyor, beni kovuyorlar, koşarken yoruluyorum. Ayrıca ben bunun tembellik olduğunu düşünmüyorum, bir tür yaşam formu. Bazılarının hızlı olmasına karşı geliştirdiğim savunma yöntemi. Eğer tembellik hakkımız varsa, yönetici ve kurucu başkanlığında yer almak isterim ama çok görev verilerse hepsini yapamayabilirim. Bir işim yok yani sigortalı bir işim yok, o yüzden daha önce bir SGK önünde beni görmeniz imkansız. Zaten genel olarak beni bu bahçenin dışında görmeniz güç. Hiç evlenmedim ve çocuklarım yok açıkça sır vermem gerekirse de sanırım beni kısırlaştırdılar. Mahallede birileri sürekli çocuk doğuruyor, bazen özeniyorum ama sanırım çocuk büyütmeye de ayıracak zamanım yok, zamanımın büyük kısmını uyuyarak geçirmekten aşırı hoşlandığım için. Mesela siz tembelliğe, anlamaya çalışıyorum ki; biraz kötü gözle bakıyorsunuz. Hayır tam olarak öyle değil, biyolojik ve düşünsel ve eylemsel yatkınlıklar tembel ve miskin olmanın ön şartı. Neden koca bir günü bahçede uyuyarak geçirmekle, sokakta gezmek arasında bir fark olsun. Neden sürekli mama aramakla geçirilen zamanla hazır mama tüketmek arasında bir fark olsun. Neden yalnızlık hakkını sonuna kadar kullanmakla, çocuk doğurmak arasında bir fark olsun. Neden sokaklarda koşup oynamakla, bacaklarını güneşe karşı uzatıp keyif çatmak arasında bir fark olsun. Neden bir işte çalışmakla gün boyu bahçede dolanmak arasında bir fark olsun. Neden sevdiğime sadece miyavlamakla, onun peşinden koşmak arasında bir fark olsun. Bana inanmayabilirsiniz, Bernard Russell Aylaklığa Övgü’de tüm gün çalışmanın anlamsız olduğunu, insanın günde dört saat çalışmasının yeterli olabileceğini savunuyordu. Ben de bir kedinin; günde 16 saat yatabileceğini, uyuyabileceğini, mır mır edip uykusundan kafasını şöyle bir kaldırabileceğini, canı çok sıkılınca kuyruğuyla oynayabileceğini, koşmak yerine yavaş yavaş yürüyeceğini, çalışmak yerine hazır mama tüketebileceğini, sevgili yapmak yerine yalnız kalabileceğini savunuyorum. Tembelliğe ait bütün haklarımın bir var oluşa ait veri olduğunu ve benim gerçek gücümün tembellik ve miskinlik hakkım olduğunu ömür boyu yattığım yerden miyavlayarak savunacağım.