8 Mayıs 2026 Cuma

ŞEYLER VE ANLATI BOYUTU

ŞEYLER VE ANLATI BOYUTU
 
Dünyadaki varlığımızı anlamlandıran gerçek nedir? Bunun üzerine insanlık tarihi boyunca düşünülmüş, insan mutluluğu için yaşar, aile saadeti için yaşar ya da maddi olarak rahat bir hayata ulaşmak için yaşar gibi öne çıkan varsayımlar var. Ama kişisel noktadan toplumsal noktaya uzanan süreçte; varlık amacımızı anlamlandıran birçok nokta var. İster din kaynaklı olsun, ister ideoloji hepimizin hayal ettiği başka bir dünyada yaşamak. Daha adil, daha eşit ve daha insani oluşa yakın bir dünya bu. Bunu başarabilmiş değiliz elbette yeryüzüne baktığımız zaman. Ulaşılamayan maddi kaynaklar, sosyal hayatın içindeki eşitsizlikler bütün bunları doğası bizi bir gerçekle yüzleştiriyor. İnsani oluşta bir şeyler yanlış gidiyor. Evet devletler ve toplum nezdinde bir şeylerin yanlış gitmesini mevcut dünya sistemi ile açıklamak mümkün. Peki kişisel olandaki yanlışlar da dünyanın bu doğasıyla mı ilgili gerçeği var aklımda. Bana öyle geliyor ki; daha iyi bir dünyada yaşasaydık, daha iyi kişilikler olacaktır. Yani çalışma koşullarından, üretim ilişkilerine kadar, konumlandırılmış haldeyiz. Sürekli bir emek mücadelesi ama bu mücadele de insani bir yaşam süreceğimizin garantisi yok. Aramızda şansı yaver gidenler dışında, uygun yaşam formu, sürünmek. Bütün bunları mevcut dünya sisteminden ayrı düşünemiyoruz elbette. Kadın ve erkek olarak eşit ilişkiler kuramamak, iş ilişkilerinde eşit şartlara ulaşamamak ve toplumda sadece baskın grupların hayatın geleceğine yön verme gerçeği. Bütün bu sıkışmışlığın içinde neyi bulacağız. Sürekli bitmeyen bir yolculuk olarak kendini arayan insanın da tehlikesi, bu oluşun bir parçası. Eğer ki, kendinden çıktığı yolculukta sonu, hayatın doğasına ve toplumun gerçekliğine açılmıyorsa. Bizi anlamlandıran şeyleri, hobiler ve beklentiler olarak çoğu zaman kişisel görme eğilimimiz var. Halbuki gözlerimizin önündeki hayatta, işler hiç bu kadar da kişisel değil. Uyanmamız gerekiyor belki de, bir derin uykudan ve kendimiz masalından. Yeryüzünü düşündüğümüzde hiçbir şeyin iyiye gitmiyor olması gerçeği karşısında sadece bir bitki gibi arzuları peşinde koşan canlılar olarak var olmak bize acı vermeli, keder vermeli ve bizi sarsmalı diye düşünüyorum. Belki de ben bir başkasıyımdır. Düşünelim istedim biraz, varlık amacımız, sonsuz arzular ve dünya gerçekliğimiz üzerine.
...................................

Çağımızın büyük şairi Eliot’ın Şiir Eleştirisi Üzerine Denemeler kitabını okuyanlar vardır. Orada eleştirmenleri incelediği bölümler var. Eğer samimiyse, kişisel izlenimlerini yasalar haline getirmek, bir insanın en büyük çabasıdır notuyla açılıyor. Şiir konuşulduğu zaman son yıllarda sıklıkla duyduğumuz bir gerçek var. Eleştirmen azlığı ya da yapılan eleştirilerin çoğunun metni yüceltmeye dönük olması noktasında. 2020’li yıllar için böyle bir azlık söz konusu gibi ama bir gerçek daha var ki; sosyal medya araçları üzerinden insanlar fikirlerini kolayca ifade ediyor. Bir eseri, beğenip beğenmediğini, önemli bulduğu noktaları falan yazıyor. Bir metinsel çaba olarak eleştiri elbette gerekli. Kendi boyumuzun ölçüsünü görmek için. Ama çok eleştirilmek de bir şeyin ölçüsü değil. Burada iki sorun daha var, birincisi geçmiş yıllara kıyasla daha fazla eserin piyasaya çıkması. İkincisi eserinizin linç unsuru olması. Birincisinde daha fazla eser yayınlandığı için, üzerine düşünülen eserler sınırlı kalabiliyor. Mekan ve imkan açısından. İkincisi sosyal medyayla ilgili. Sizin bir bakışınız linç unsuru olabiliyor. Bu ne kadar sağlıklı bilmiyorum. Ama temelde artık bu dönüşüm çağında; eleştirinin de yerini sosyal medya araçlarına bırakacağını düşünüyorum. Kısa videolar, üzerine yazılmış bir kaç satırlık X paylaşımları gibi. Zaten metinle sürekli iletişim halinde olanlarda çok gözlemlenmese de genel kamu açısından uzun anlatılara tahammül de azaldı.
.......................................

Bahsetmek istediğim film ise Düşüşün Tınısı. Bu sıralar MUBİ’de gösterimde. Güncelde üzerine konuşulan yapımlar arasında Sarı Zarflar ve The Drama da var ama onlar üzerine yazdığım için, tekrar olsun istemiyorum. Düşüşün Tınısı, üç dört kuşak bir arada yaşayan kadınların hikayesi. Kadınlar gözünden nesillerin geçişi. Burayı besleyen arzular ve yaşamlar bulmak film boyunca mümkün. Filim dili biraz sürreal kurgulanmış, o açıdan da imgesel yoğunluğu fazla. Arada da yaşama dair iyi cümleler bulmak mümkün. Merak edenler bakabilir. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Türkiye’nin kaderi ve biz

Türkiye’nin kaderi ya da kaderimiz Türkiye olanlar için bir hayli kritik günlerden geçiyoruz. Görünen kavgada CHP’ye mutlak butlan atanması...